KALP KRİZİ BİR ANDA MI GELİR? Yeni Araştırma Dikkat Çekti: Vücut Yıllar Öncesinden Sinyal Veriyor Olabilir!
Kalp krizi çoğu zaman aniden gelişen bir sağlık sorunu gibi görülse de uzmanlar, krize giden sürecin yıllar içinde şekillenebildiğine dikkat çekiyor. Yeni araştırmalar; bel çevresinden uyku düzenine, beslenmeden kandaki biyolojik sinyallere kadar pek çok faktörün kalp-damar sağlığı hakkında önemli ipuçları verebildiğini gösteriyor. Hatta bazı risk sinyallerinin hastalık ortaya çıkmadan 15 yıl öncesine kadar tespit edilebileceği belirtiliyor.

Kalp krizi çoğu zaman aniden gelişen bir sağlık sorunu gibi görülse de uzmanlar, krize giden sürecin yıllar içinde şekillenebildiğine dikkat çekiyor. Yeni araştırmalar; bel çevresinden uyku düzenine, beslenmeden kandaki biyolojik sinyallere kadar pek çok faktörün kalp-damar sağlığı hakkında önemli ipuçları verebildiğini gösteriyor. Hatta bazı risk sinyallerinin hastalık ortaya çıkmadan 15 yıl öncesine kadar tespit edilebileceği belirtiliyor.Cem Yılmaz'ın geçirdiği kalp krizinin ardından kalp sağlığı yeniden gündeme gelirken, son bilimsel çalışmalar krizlerin her zaman “bir anda” ortaya çıkmadığını, vücudun yıllar öncesinden bazı önemli sinyaller verebildiğini ortaya koyuyor.
Beslenme Uzmanı Dilara Koçak Milliyet Pazar'daki köşesinde kalp sağlığı ve beslenme hakkında önemli bilgiler verdi. İşte o yazı...
İlgili haber: Uzun süren reflü ve yutma güçlüğüne dikkat! Uzmanı uyardı: Bu belirtiler ihmal edilmemeli
Son günlerde Cem Yılmaz’ın geçirdiği kalp krizi dolayısıyla kalp sağlığını yeniden daha çok konuşmaya başladık. Kalp krizi çoğu zaman bir anda gelen, beklenmedik bir olay gibi düşünülüyor. Oysa kriz birkaç dakika içinde gerçekleşse de ona giden yol çoğu zaman yıllar içinde hazırlanıyor
Kan basıncınız, kan yağlarınız, kan şekeriniz, hareketiniz, uyku düzeniniz, vücudunuzdaki yağın dağılımı ve elbette yıllar boyunca tabağınıza koyduklarınız… Kalbiniz bütün bunların hikâyesini biriktiriyor.
Kalp-damar hastalıkları hâlâ dünyada ve ülkemizde en önemli ölüm nedenleri arasında. Bu yüzden bu kez size kalp sağlığı ve beslenme ilişkisine dair yepyeni araştırmalarla geldim. Çünkü yeni çalışmalar, kalp sağlığını değerlendirirken yalnızca kolesterol ve tansiyona değil; bel çevresinden beslenme düzenine, uykudan biyolojik sinyallere kadar çok daha geniş bir çerçeveden bakmamız gerektiğini gösteriyor. Kalp sağlığı ve beslenme yan yana geldiğinde yıllardır ilk konuştuğumuz konular yağ ve kolesterol. Elbette tükettiğiniz yağın türü, kan lipidleri ve beslenmenin genel kalitesi hâlâ çok önemli. Ancak artık tabağa biraz daha geniş açıdan bakmak gerekiyor. Örneğin gıdanın ne kadar işlendiğine. Geçen ay The American Journal of Medicine’de yayımlanan bir araştırmada, 17 binden fazla erkek bireyin verileri incelenmiş ve günlük enerjisinin daha büyük bölümünü ultra işlenmiş gıdalardan alan erkeklerde prostat kanseri riskinin yaklaşık yüzde 30 daha yüksek olduğu görülmüş. Çalışmanın doğrudan kalp krizi üzerine yapılmadığının altını çizeyim. Ancak araştırmacılar, mevcut bilimsel verilerin yüksek ultra işlenmiş gıda tüketiminin inflamasyon ve kardiyovasküler hastalıklarla ilişkilendirdiğine dikkati çekiyor. Buradan pakete giren her şey kötüdür sonucunu çıkarmak da doğru değil! İyi bir gıda okuryazarı olmak ve beslenmenizin ne kadarının gerçek gıdalardan, ne kadarının ise besin değeri düşük ultra işlenmiş ürünlerden geldiği. Akıllardaki soru işaretlerinden biri de vücut ağırlığı normal olsa bile riskin var olup olmaması. Kalp açısından yalnızca kaç kilo olduğunuz değil, o kilonun vücudumuzda nasıl dağıldığı da önemli. JAMA Network Open’da yayımlanan bir başka çalışma, bu konuda oldukça basit bir ölçümü yeniden gündeme getiriyor: Bel çevresi. Yaklaşık bin 900 yetişkinin değerlendirildiği araştırmada, yalnızca BKİ (beden kütle indeksi) kullanıldığında vücut yağ oranına göre obezite kriterlerini karşılayan bazı kişilerin gözden kaçabildiği görülüyor. Bel çevresi ise daha karmaşık vücut ölçümlerine yakın bir performans göstermiş. Özellikle karın ve iç organların çevresinde biriken yağ dokusu metabolik açıdan önemli. Bu yüzden aynı kiloda, hatta aynı BKİ’ye sahip iki kişinin kardiyovasküler riski birbirinden farklı olabilir. Keşke size her sabah bunu yiyin, kalbinizi koruyun diyebileceğim tek bir besin olsaydı. Ama yok. Kalp sağlığında asıl güç tek bir besinde değil, beslenme örüntüsünde. Sebze ve meyvelerin, tam tahılların, baklagillerin, yağlı tohumların ve zeytinyağının daha fazla yer aldığı; balık tüketiminin desteklendiği ve ultra işlenmiş ürünlerin günlük beslenmede daha az yer kapladığı bir düzeni düşünün. Evet, Akdeniz tipi beslenme. Üstelik bunu kusursuz yapmak zorunda değilsiniz. Haftada birkaç öğünü baklagillere ayırmak, tabağınıza bir porsiyon daha sebze eklemek, beyaz ekmek yerine tam tahıllı olanı daha sık seçmek, atıştırmalık tercihlerinizi gözden geçirmek bile bütünü değiştiren küçük adımlar. US News World Reports’a göre, en iyi kalp sağlığı diyetinin Akdeniz diyeti olduğunu hatırlatayım. Sebze, meyve ve tam tahılların tüketimi ve lif alımınızı artırmak hedefiniz olsun. Öyle ki bağırsak sağlığı ve kalp sağlığı arasındaki ilişki de giderek gündeme geliyor. Gün içinde 20-30 gram lif almaya özen gösterin. Bağırsaklarınıza ve kalbinize iyi gelen bitkisel protein kaynakları mercimek, nohut, fasulye gibi baklagilleri sofranızdan eksik etmeyin. Şişkinlik ve gaz problemi yaşıyorsanız filizlendirilmiş hâlde tüketin. Heart Failure Reviews’deki çalışmada da kalp yetmezliği yaşayan bazı kişilerin bağırsak mikrobiyotasında daha az bakteri çeşidine rastlanmış. Balık, yumurta, brokoli, ıspanak gibi gıdalarda bulunan Koenzim Q10’in de kalp sağlığı açısından önemini belirtmekte fayda var. Bunun yanına hareketi, kaliteli uykuyu, sigaradan uzak durmayı; kan basıncı, kan şekeri ve kan lipidlerinin düzenli takibini koyduğunuzda ise artık tek bir kalp dostu besinden değil, kalp dostu bir yaşamdan söz ediyoruz. Uyku da bu hikâyenin önemli bir parçası. Yine geçen ay yayımlanan dikkat çekici bir araştırmada, kronik uykusuzluğu olan 130 binden fazla yetişkinin sağlık kayıtları incelenmiş. En az bir yıl boyunca kayıtlara geçmiş melatonin kullanımı bulunan kişilerde beş yıllık takipte kalp yetersizliği görülme olasılığı yaklaşık yüzde 90 daha yüksek bulunmuş. Rakam çarpıcı ama burada frene basmak gerekiyor. Bu çalışma melatonin kalp yetersizliğine neden oluyor demiyor. Gözlemsel bir araştırma olduğu için melatonin kullanan kişilerin daha ciddi uyku problemlerine sahip olması gibi başka faktörler de sonuçları açıklıyor olabilir. Yine de şunun altını çizmek lazım. Doğal takviyeler, bir ürünü kontrolsüz ve uzun süre kullanabileceğiniz anlamına gelmiyor.
15 yıl önceden sinyal mi veriyor?
İlgili haber: Adana'da Eski Eşi Tarafından Öldürülen Kadın Son Yolculuğuna Uğurlandı
Kalp-damar hastalıklarının belki de en zor taraflarından biri uzun süre sessiz ilerleyebilmeleri. Kendinizi iyi hissediyor olmanız, damarlarınızda hiçbir şey olmadığı anlamına gelmeyebiliyor. Temmuz 2026’da Nature Communications dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma da tam olarak bu sessiz döneme bakıyor. Araştırmacılar, tek bir kan örneğindeki binlerce biyolojik sinyali yapay zekâyla analiz eden bir sistem geliştirmişler. Çalışmada, kandaki 2 bin 920 protein ve 168 metabolit değerlendirilmiş. Dikkat çekici olan ise bazı risk sinyallerinin klinik hastalık ortaya çıkmadan 15 yıl öncesine kadar görülebilmesi. Burada benim özellikle önemsediğim bir nokta var. Genleri elbette değiştiremiyoruz ama metabolizma yalnızca genlerden ibaret değil. Kandaki proteinler ve metabolitler; beslenmeden fiziksel aktiviteye, çevresel faktörlerden yaşlanmaya kadar hayatımızın pek çok parçasından etkileniyor. Elbette bugün rutin bir kan testiyle 15 yıl sonra kalp krizi geçireceksiniz demek mümkün değil. Ancak bilim bize giderek aynı şeyi söylüyor. Hastalık ortaya çıkmadan önce riskin izlerini bulmak mümkün olabilir.







Yorum Yap