AB Üzerine Güncellenmiş Okumalar
Avrupa Birliği’nin geçmişini; “kurucu metin” olarak tarihe geçen 1957 Roma Sözleşmesi’nden beş yıl öncesine endekslemek gerekiyor. 1952 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Birliği ile yola çıkan Birleşik Avrupa ideali, günümüzde 27 ülkeli bir supra-nasyonal (uluslar-üstü) bir kurumsal yapılanmaya ulaşmış bulunuyor

75. yılına ilerleyen bir kurumsal birlikteliğin; geçmişten bugüne ve elbette yarınlara dair gelişme dinamik ve açılımları, hemen daima, küresel eko-politik okumalarda kendisine yer buluyor. Türkiye ile, eşi benzeri bulunmayan bir üyelik süreci yaşayan bu “tarihin en büyük birlikte/tek çatı altında örgütlü yaşama projesi” yeni gelişmeler ile yoluna devam ediyor.
Günümüzün hızla gelişen ve değişen dünyasında, ABD, Çin ve diğer esaslı küresel oyuncular arasında konumlanmaya çalışan uluslararası aktör ve “bir ve beraber yaşamanın kodlarını test eden” komple yapı kimliği ile AB varlığını sürdürüyor. Benzer tüm tarihsel örneklerde görüleceği üzere, kuruluş öncesi ideal ve ülkülere nispetle, farklı bir gelişme yaşama kaderini AB’nin de paylaştığına şüphe bulunmuyor. Kurucu babaların tasavvurları ve “Avrupa İdeali” çatısı altındaki değer ile prensiplerin hayata geçirilmesinde sağlanan etkinlik açılarından bakıldığında, elbette farklı değerlendirmeler gündeme gelebiliyor. 1993 yılında yürürlüğe giren Tek Pazar; 1999’da doğan Avro; 2004’deki Güney Kıbrıs’ın tam üyeliği kararı; 2020 başındaki Brexit gibi önemli değişiklik dönemeçleri ekseninde, Birlik, kendi istikbaline doğru ilerliyor. Değişen Jeo-Politik dinamikler çerçevesinde AB özelinde yaşanan kimi güncel gelişmeler ön plana çıkıyor:
Trump yönetimindeki “kendisine has” yeni dönem ABD politikaları sonucunda; gümrük vergilerinden, NATO yapılanmasına kadar yeni açılımlar ile karşı karşıya kalan bir AB karşımıza çıkıyor. İlaveten, Rusya ile Ukrayna savaşı üzerinden süregelen ve yarı-açık saldırı ve tehdit aşamasına taşınan çatışmalar ile dış ticarette ezici Çin rekabeti gibi gelişmeler de yaşanan gerçekler arasına katılıyor. Birliğin ekonomisi en güçlü ekonomileri arasında yer alan Fransa, İtalya ve Almanya’da yaşanan “sıfır büyüme” sendromu ve artan enflasyon-hayat pahalılığı tablosu karşısında, Avrupa Merkez Bankası son toplantısında faiz oranlarında artış gerçekleştiriyor. Üzerinde çalışılan Dijital Avro projesine, parasal egemenliğin korunması bakımından önemli ölçüde bel bağlandığı görülüyor, ancak özellikle küresel enerji tedariki cephesinde sıkıntılı bir iklim ağırlığını hissettiriyor.
Birliğin iç siyasal dinamiklerinde ortaya çıkan ve farklı formlarda yaşanan “aşırı sağ oyların yükselişi ve iktidara ortak olma talepleri” de, Almanya’da Saksonya eyaleti seçimlerinde yeniden bayrak gösteriyor. Eski bir parfüm satışçısı olan yerel AfD ( Almanya için Alternatif Partisi) adayı Siegmund’un seçim başarısının yanı sıra; “ Alles ist möglich (Herşey mümkün)!” sloganı ardında yatan gerçekler yeniden sorgulanmaya başlanıyor. Rusya yanlısı ve göçmen karşıtı AfD hareketinin seçim başarısı ile bir deprem ve adeta “Almanya için Brexit anı” yaşandığına dair değerlendirmeler dikkat çekiyor. Önümüzdeki hafta Berlin ve bir başka eyalette yapılacak seçim sonuçları kadar, yakın gelecekteki Fransa, İspanya ve İsveç seçimleri de şimdiden yakın takibe alınıyor. İktidardaki onaltıncı ayını dolduran Merz Hükümetinin, Almanya’nın endüstriyel rekabetçiliğini yeniden kazanmak ana amacıyla henüz başlattığı reformların (*) seyir ve etkileri de tüm Birlik açısından radara sokuluyor.
İzlanda’nın “tam üyelik” referandumu ile AB üyeliğini ret etmesi ile, önceden ayrılan İngiltere’nin de aralarında yer aldığı oniki ülke ile geniş kapsamlı serbest ticaret anlaşması (CPTPP) yapılması aynı döneme denk geliyor. Avrupa Birliği’nin ekonomi; siyasi ve teknoloji kulvarları başta olmak üzere, küresel değer ve dinamiklere sunacak önemli katma değerleri temsil ettiği, bir kere daha doğrulanmış oluyor.
Çoğu kere, “aşırı bürokratik ve kuralcı” yaklaşımlar ile hareket etmek “şekil şartlarına öncelik tanımak” gibi eleştirel değerlendirmelere konu olan AB, bu günlerde, yeni bir reform paketini; temel işleyiş koordinatlarını yeniden tanımlama ve genişleme ufuk ile metotlarını tasarlama” esasları üzerinden hazırlama çabalarını yoğunlaştırıyor. Resmi açıklamalar; yeni Jeo-Politik koşullara uyum sağlama çerçevesinde ve dört ana başlık üzerinden ilerleyen reform çalışmalarına işaret ediyor: İç Reformlar, Demokratik Teminatlar; Kademeli Entegrasyon ve Geçiş Tedbirleri. Avrupalı bürokrat ve siyasetçilere gene çok iş düşeceği anlaşılıyor!
Son tahlilde, “kapsamlı birlikte yaşama projesi ve ortak değerlerde buluşma iradesi” olarak değerlendirildiğinde, Avrupa Birliği’nin ağırlık ve önemi yadsınamıyor. AB’nin çok boyutlu ve yönlü bir karmaşık (kompleks) yapı olduğu; küresel yapılanmanın ana aktörleri arasında yer aldığı/alacağı gerçeğini ıskalamamak gerekiyor.
(*) “Almanya Ekonomisi İçin Reform Zamanı” , cnntuk.com, 16.08.2026
İlgili haber: Alaska'da 6,5 büyüklüğünde deprem
İlgili haber: Hatay'da hasadı başlayan üzümde 85 bin ton rekolte bekleniyor







Yorum Yap